Saturday, July 19, 2008

YUMRUK

Biraz küfür etsek diyorum.. Kendimizce bildiğimiz ya da söylemeyi becerebildiğimiz küfürleri ÇOK AMA ÇOK SERT bir şekildeeeee.. Yumruğumuzu çocukluğumuzda olduğu gibi SIKIPPPPP SIKIPPPPP küfretsek... Hani boyumuza ve gücümüze bakmadan yaptığımız o CESUR yumrukla.. Bildiğimiz tüm küfürlerle isyan etsek..

Bence çok iyi gelir hepimize.. Hepimize en iyi gelen belli bir an için bu olur..

Selam verdim. Başımı öne eğerek..
Çekildim.


Ama şunu da eklemeliyim ki uçan tekme atabiliyorum ben.. En iyi yaptığım budur benim. Mecazi değildir üstelik..

Friday, July 18, 2008

RİTM


Sol ayağımın baş parmağı ile radyoyu kapattım. Başardım bunu. Müzik dinleyememek zamanlarım gelmiş belli ki.. Bir çok kanal gezdim.. Sevdiğim şarkılara da rastladım. Ama olmadı.. Şimdi sessizlik.. Klavyenin tuşları var bir tek.. Bazen ileriye doğru gidiyor yazdıklarım. Bazen de geriye doğru.. Yazılıp siliniyorlar bir şeyler.. Bu akşam eve gelene dek güzeldi. Tüm yıl beklediğim yalnızlık günlerim başladı.. Bu kez iyi gelmiyor. Ya da bu gece iyi gelmiyor. Kalbimin sesini gümbürtüsüyle duyuyorum.. Yerlilerin davul sesleri.. Beklenmedik vuruşlara sahip serbest bir ritm.. Alçalıyor.. Yükseliyor.. Durulmuyor oysa hiç.. Biraz tanıdık biraz tanımadık (:) ) bir ritm..
P.S. 1.Bugün okula döndüm hiç tatil yapamadan.. Her şey aynıydı. Bir tek arkadaşlarımın sevgilileri değişmişti:) Mutlu olsunlar diyorum..
P.S. 2. "Evlerin ışıkları bir bir yanarken.. Bendeki karanlığı gel de bana sor..."
P.S. 3. "Su olsam ateş olsam.... "
P.S. 4. "Sevdiğim bir kız vardıııııııııı.. Olmuş bir kahpe.."
P.S. 5. " ..............., ......, ................................, (..........., .....................!!!!!!) ................................. ."

Radyoda Bir Adam

Radyodaki adam nasıl saçmaladı nasıl saçmaladı.. Ama ben de nasıl anladım... Bazen diyorum ben de olsam şu radyoda.. Nasıl takardım kafama.. Nasıl saçmalardım.. Bilmediğim insanlara bilmediğim "neler neler" derdim.. Sanki bilirmiş gibi.. Nasıl hem de.. Şimdi anlatamam ne dediğini adamın ama belli ki çoook ama çok yorulmuş.. Şimdi de şu şarkı çalıyor: "Kalp kalbe karşı derler.. Sen de üzüldün mü? ... Elimde bir fotoğraf... O şimdi burda olmalı... Beni hiç düşündün mü?" İşte bu noktada durdum.. Elimde bir fotoğraffffffffff... Şarkının tam da burasına gelince hep şarkıyı söyleyen kadın "Elimde bir revolver.. "demeli gibi geliyor.. Bir diğer şarkıda olduğu gibi.. Böyle romantik bir şarkının önemli kısmında "revolver" denmesi benim için çok "vurucu" olurdu...

Ne dinlersem dinleyeyim her biri aynı şeyi söylüyor.. Radyodaki adam da kendine geldi : "Benim için artık çok gecikildiğinde anladım.. " gibi bir söz etti... Ne anladı acaba? Delirmiş radyodaki adam.. Durumu pek fena.. Acaba hangi kanal... Bakmamak daha iyi.. Dişlerini sıkarak.. "İstemek var.. Bir de istediğinle bir bütün olmak var... "diyor şimdi de... Tek istediği bence bir an önce eve gidip kafasını yastığın altına gömmek... Ve şimdi daha anlamsız başka bir şarkı: "Sende unuttum her şeyii.. Bari sen unutma beni... " Kafamdaki soru : "Sen unuttuysan eğer.. O çoktan unutmuştur.. " Şimdi de şunu söyledi adam: "Bize ait cümleler kurmaktan ne kadar da... Uzak kaldık.. " Uzak kaldık kısmını ben tamamladım sanırım .. Cümlenin sonunu ben kurdum... Adam demedi bunu.. Ben dedim.. Sanıyorum..

Friday, July 11, 2008

Mandalina.. Yeşil Yeşil... vs. "Who cares for Argentina..."


Çantamızda bir poşet dolusu mandalina ile geri geldik evimize.. Yeşil .. Henüz olgunlaşmamış mandalinalar.. Soda seviyorsanız eğer yanına iyi yakışır.. Canım Elma Sepeti'min bahçesinden Suzi için toplandılar.. Artık kendisini tanıyor olduğum için Elma Sepeti'me yönelttiğim bu sevgi sözcüklerini kocası yani "sevdiği" için de kullanabilirim.. O zaman şöyle.. Elma Sepeti'm ve Virtue'un bahçesi... Bir köpekleri .. Bir kedileri.. Ve içinde yıllardır yapmakta oldukları bir tekneleri olan o güzel bahçe.. Gidenlerdendi Elma Sepeti'm.. ( O zamanlar Bodrum bana ne uzak gelmiş meğer....) Beş yıl önce nikahında deli gibi ağlamıştım.. Annesinden çok.. Evleniyor diye değil.. Gidiyor diye.. Annesi Ülkü Teyze'ye: Nasıl dayanacaksınız bile demiştim.. Ve evlendiği ve ilk kez gördüğüm Virtue'yı da yakıştıramamıştım Elma Sepeti'me.. Zaten ben bizim Sürtslerin hiçbirine kimseyi yakıştıramamıştım ki:)
Bu yarıda kalan tatil benim can dostlarımdan birini geri verdi bana.. Ve bu yüzden Patrik iyi ki beni dinlememiş diyorum.. Her korkuya ve her olana rağmen..
Oteldeki kibirli bakışlar.. Ve "kibirli bakışlara" sahip değilseniz eğer kimsenin sizi takmaması olayı.. Bana göre değildi.. Her mekan yaşadığımız Türkiye'nin minyatürüydü.. Yabancılar? Onlar eğlenmeye gelmişti.. Bakışlarımız çarpışınca samimice gülümsedik birbirimize.. İki gün boyunca..
Sevgili Virtue ve canım Elma Sepeti'm.. Can-ı gönülden bize evinizi açtınız.. Artık İKİNİZİ de çok seviyorum.. Ve kabul çok da yakışıyorsunuz.. :) Virtue'nın o çok değerli çorbaları.. Bir an bile "fazlalık" olduğumuz hissini vermeyişi.. Sürts boşuna Sürts olmamış demek.. Buna da çok sevindim. Beş yıl geçmemiş .. "Geçememiş" aramızdan...
P. S. 1. Portakal Çiçeği'mmmmmmmmmmmmm... Sizin bahçenizde de kahvaltı edeceğiz.. Reçellerinizi yiyeceğiz.. :)
P. S. 2. Ve "hu huuuuuuuuuuuuu" sevgili blog arkadaşlarım Gayyor & Salih ( Bakın sağ salim döndük.. An itibariyle :)) , Gaykedi & Nakhar, Artemis, Mathy, Düş Penceresi, Mobius, Diagonal, Zoitsa .. Ve canım Zizania'm (Çok özledim... Düşersem tutarsın; düşersen.... Immmm .. Tutarım ya vallahi:) ) .. Sana "huuu huuuu "yok sol kaşı delinmiş The Chaotic Man.. Ve Ayşe'm.. Sana huhu demeyi unutmuşum.. Özür dilerim....
P.S 3. Bana ait olmadığını hissettiğim iki sözcük kullandım.. 1: Can-ı gönülden... 2. An itibariyle..

Monday, June 30, 2008

Dönersen Islık Çal (Her zamanki gibi alakasız bir başlık) Giderken:)


Sevgili arkadaşlarım,
Bu benim ikinci gitme çabam olacak biliyorum. Blogları türlü sebeplerden terk eden, silerek veya silemeyerek bir çok kişi var. Dönen de var dönmeyen de. Ben dönenlerden ve silmeyenlerdenim Yaşamımın her alanında ve sürecinde olduğum gibi gayet kalıcıyım.. Gitmeyi beceremedim hiç. Sabahın şu saatinde uzun zamandır farkında olup da inkar ettiğim saçmalamaya başladığım gerçeğini artık görmezden gelemiyorum. Blog yazmaya başladığımda nasıl olmuş olup da şimdi ne noktada olduğumu çok iyi biliyorum. “Bana yardım edecek biri var mı? Yardım edin bana..” çığlığından başka bir şey demek istemediğim yazılar çoğaldıkça çoğaldı.. Ve ben her sabah işe gittiğimde koşa koşa pcyi açıp bu çığlığı içeren her yazıyı silmekten yoruldum. Biliyorum ki aslında ben yaşadığım hayata isyan etmeye çalışırken burada bulunan kalplerinden ve akıllarından geçeni yazan diğer arkadaşlarımdan farklı bir şey de yapıyor değildim. Ama bir şekilde yaşadığım ve her insanın bir gün yaşayacağı acıyı sizlerle paylaşmanın size haksızlık olduğunu düşünüyorum. Paylaşmadan da duramıyorum. Sonuçta bloglarda yaşadığımız ne varsa onu yansıtıyoruz.. “Bugün çok güzel bir gündü… “ yazısı yazamıyorum ben bu aralar…Bana yazdığınız her yorum ya da attığınız her mesaj ve her telefon konuşması çok değerli.. Gene de dediğim gibi hepimizin yaşamında türlü türlü sorun ve belki de acı var.. Yani kendimizinkini zaten zor taşıyoruz.. Başkasınınki eksik olmalı. Yani benimki eksik olsun şimdilik.. Sizi seviyorum. Ben biraz dışarı çıkacağım. Hava alacağım ve sonra bir gün döneceğim.

Hoşçakalın. Yazmaya devam edin. Ben de okumaya devam edeyim.